5/9/2009 · Kategori: Siyaset
Bazı insanlar vardır , isimleri ile müsemma, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz da böyle bir kişi. "Kayıp Trilyon Davası" devam ederken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında "şüpheli" sıfatını kullanan, Öcalan'a "Sayın"! dediği için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için yargılanma kararı verdiği bilinen Kaçmaz,köşeye sıkıştırılmaya çalışılsa da korkup kaçmıyor.Daha önce dinlenmemek amacıyla odasına jammer aldığı ayrıca haberlere konu olmuştu.
Bu durumu kendisine hasmane davranış olarak gören iktidar; kişi kendisi nasılsa karşısındakini de öyle bilir zihniyetiyle hareket etmeye başladı. Önce Adalet Bakanlığı müfettişleri, Başkan yıllık izine ayrılmışken görevli bulunduğu adliyeye " baskın yaparak" soruşturma başlattı. Aynı baskın ve cesareti ise Deniz Feneri Davası'nda göremedik: Şüpheli ve sanıklara yardım ederek sahtekarlık yapan bir noter bile görevine devam ediyor.
Son olarak önceki gün soruşturma nedeniyle avukatı eşliğinde Teftiş Kurulu'na giden Osman Kaçmaz, suçlamaya dayandırılan belgelerin gizli olduğu öne sürülerek kendilerine verilmemesi üzerine müfettişlere ifade vermedi. Belge verilmeden bilgi istenen müdafi taraf, savunma haklarının kısıtladığını söylüyor.
Düşünün ,Türkiye'de hakimler bile haklarına sahip olamıyorlar.Üstelik bu gelişmeler "Yargı Reformu" tartışmalarının ortasında yaşanıyor.Hak denilince sadece "Azınlık Haklarını" anlayan AKP, azınlık psikolojisi ile hareket ederken bindiği dalı kesiyor. Yarın o mahkemelerde yargılanacaklarını bilmiyorlar mı, merak ediyorum?Hayat bu düşmez, kalkmaz bir Allah...
Bir toplumun savunma refleksleri alınmış ise o toplum artık bir yığın halini alır. Daha organize ve ne istediğini bilen bir azınlık grup bu yığını istediği gibi istismar eder. Türk toplumunun şu andaki durumu böyle bir görünüm arz ediyor. Başa dönersek mülke temel teşkil eden adalet mekanizması ise devlet mafyası tarafından siyaset esnaflarının dar çıkarlarına alet ediliyor.Elbette bugünler gelip geçecek, yalnız yapmamız gereken en önemli tedbir her şeye boş vererek işimizi Allah'a havale etmemek olmalı. Onurlarına sahip çıkan insanlara sahip çıkmazsak onurumuzu kaybetmez miyiz? Yoksa bu durum sizi hiç rahatsız etmiyor mu?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
4/9/2009 · Kategori: Deneme
Bol açılımlı günlerimizin değişmez gediklisi zamlar yeniden haberlere konu olmaya başladı. Önce elektrik ardından doğalgaz bu iş böyle sürüp, gidecek. Mevsim değişince kış fiyatları, yaz fiyatlarının yerini alır...Sesimizi çıkarmak gibi bir niyetimiz olmadığına göre halkımız zamlara alışmış olmaktan gelen bir rahatlıkla hayatına devam edecek. Ne yapsın, kendine zarar mı versin?
Mürekkep yalamış nice insanımız onlar adına mücadele ediyorlar. Gerekirse hapislere düşüyor, işkence görüyor, hayatları söndürülüyor, kimin için ve ne uğruna? Çekilen acılardan sonra karşı çıkılan tüm iktidarlar başa gelmedi mi?Bu ülkede kula kulluk etmek sevdası yüreklere düştüğünden beridir, insan olma onuru kendisini parayla tedavül etmedi . mi? Şimdi hem paramız yok, hem de köşeye kıstırılmış haldeyiz.
Menfaatimiz olmadığı için birbirimize selam vermez olduk. Rüşvet, yalan, riyakarlık, kötü mal satma ticaret hayatımızın vazgeçilmezleri değil mi? Eskiden testiden muhabbeti yapmayacağım, yalnız sözün senet olduğu zamanlardan çekteki imzasını inkar eden tipler nasıl devşirildi? Sorular , sorular, sorular...
Üzerimize yozlaşmışlık giysisini giyinip dilenci toplumuna doğru evrim geçirdik.Böylelikle ulus milliyetçiliğinden , dolara endeksli cemaat toplumuna transfer olduk. Ne diyelim hayırlı uğurlu olsun!Nasıl olsa, bir gün bir kahraman gelir bizi kurtarır. Peki kurtarıcılardan bizi kim kurtaracak?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
3/9/2009 · Kategori: Ekonomi
Bütçemiz büyük miktarlarda açık veriyor.Sizi rakamlara boğmayacağım söyleyeceğim sadece şu: Bütçe açığı, ilk altı ayda geçen seneye göre 13.5 kat artmış. Gerçekleşen rakamlara bakılırsa yıl sonunda beklenen harcama tutarının ve buna dayanan açığın daha da artacağı görülüyor. Acilen denk bütçe hazırlıkları yapılması gerekirken kendi içerisinde tutarlı hiçbir tedbir alınmıyor. Anlaşılan özel sektörün suya tirit kampanyalarıyla ekonominin kendi kendine düzelmesi bekleniyor . Belki de Ekim ayına doğru IMF ile bir anlaşma yapılmasına güveniliyor olunabilir.
Buna rağmen hükümet 2010 yılı bütçesi için de gecikti. Sosyal Güvenlik açıklarına hazinece yapılan destekler,ücret ve maaş ödemelerinin ağırlığı, borç ve faiz ile savunma giderleri harcamaların esasını teşkil ediyorlar. Halkını bu kadar düşündüğü iddia eden iktidar neden işsizliğe, sefalete ve açık veren bütçeye el atmıyor? Ekonomide yaşanan depremin sosyal yıkıma sebep olacağını bilmeyecek kadar cahil olamazlar.Geriye tek seçenek kalıyor:Dış odaklara bağımlı oldukları için içeride müktedir değiller. Açılımların ardı arkası kesilmezken ekonomide bir açılımın yaşanmaması bana dikkat çekici geliyor.
Önümüzdeki yıllar içerisinde siyaset ve ekonomideki uzlaşmaz çelişkilerin hayatımıza ciddi darbeler vuracak gelişmeleri beraberinde getirmesi ihtimal dahilinde. Bireysel terörün etnik şiddete dönüşeceği sosyal altyapı, krizle birlikte hızla artan işsizlik ile beslenebilir. Aş, iş ve paylaşım öncelikleri dar siyasi menfaatlerin önüne geçmedikçe zihinlerdeki bölünmelerin coğrafyaların da ötesine geçmesi engellenemez.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
2/9/2009 · Kategori: Deneme
Ramazan ayı içerisindeyiz...Oruç tutan ya da tutmayan herkes bu ayın getirdiği manevi güzelliğin tadını çıkarma çabasında.Nefsine hakim olmak, güzel sözler söyleyip gıybet etmemek Ramazan ayının temel prensibini teşkil ediyor.Yaradanın bizim aç kalmamıza ihtiyacı yok, sadece bizden istediği kendisine kulluk etmek, dünya çıkarları için inancını satmamak gerekirse uğrunda Hallac-ı Mansur gibi yansa bile doğruyu dile getirebilmek.
Bana kalırsa dürüstlük erdemi dünya üzerinde inançların karıldığı en sağlam harç.Kişinin kendisine karşı doğru kalabilmesi, hatalarını kabul edip özeleştiride bulunabilmesi hayatına müthiş bir zenginlik katıyor. Dinimizin sadece dilimizde kalması, gönlümüze inmemesi İslam aleminin düştüğü acıklı durumun sebebi değil mi? Bilimsel düşüncenin cesaretlendirilmediği , yerleşik değerleri eleştirmenin yasak kabul edildiği , kadınların ikinci planda bırakıldığı bir toplum nasıl gelişebilir? Dünya nüfusunun yarısını oluşturan bir nüfusu asırlar boyu dışlarsanız savaşlar, sürgünler ve terörle karşı karşıya kalırsınız.
İslamiyet, erkek olmanın övünç kaynağı olup kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir düzeni yıkmadı mı? 1400 sene sonra bunları tekrar etmemiz ne kadar acı. Söylediklerim bazılarına bayat gelebilir ama her gün yaşadığımız gerçeklerin farkında olmadıkça bilinçaltına işleyen travmaları rasyonel biçimde tartışamayız. Bu sayede farkında olmadan gizli homoseksüaliteyi günlük hayat pratiği yaparız. Oysa Mustafa Kemal, devrimleriyle bizlere birey olabilme imtiyazını kadın-erkek ayrımı olmadan sundu. Şimdi sorarım sizlere kadınlarımıza ket vurarak ataerkil toplum yapımızı bilinç altında iğdiş olup, anaerkil hale getirmedik mi?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
1/9/2009 · Kategori: Ekonomi
AB ile Gümrük Birliği anlaşmamız 1996 yılından itibaren yürürlüğe girdi. Nihai hedefi tam üyelik olan Türkiye'nin gümrük tarifelerini AB menşeli ürünler için indirmesi yaklaşık 14 senedir devam ediyor.Ülkemizin tek taraflı adım attığı bu çerçeve ile Türkiye'de AB üyesi ülkelere ait malların gümrüksüz serbest dolaşımı mümkün iken işgücümüzün serbest dolaşıma dahil edilmemesi bizler açısından tam üyeliği de bulanık hale getirmektedir. 1999 ve 2004 yıllarında başta Kıbrıs olmak üzere belirli tavizler karşılığında kendimizi AB çatısı altına bir an evvel atma telaşı fayda/maliyet analizi açısından fakir bir zihinsel egzersiz olmuştur.
Gümrük Birliği anlaşmasından bu yana maddi kaybımız 2004 yılına kadar yıllık 12 milyar dolardır.(Kaynak:Türk Kamu Sen) Aşağıdaki tabloda 1987-1995 ile 1996-2004 yılları arasındaki ithalat, ihracat ve dış ticaret açıklarımız gösterilmiştir (milyar dolar).
1987-1995 Yılları Arası İhracat İthalat Açık 129.832.124 198.912.943 69.080.818 Gümrük Birliği Anlaşması yürürlüğe girdikten sonraki 9 yılda ise:
1996-2004 Yılları Arası İhracat İthalat Açık 295.660.523 473.126.798 177.466.276 Toplam Dış Ticaret Hacmi: 1989-1996 arasında 1997-2004 arasında 328.745.067 768.787.321
1995 yılına kadar olan 8 senelik sürede 69 milyar dolar olan açığımız, 2004 yılına kadar olan sürede 177 milyar dolara yükselmiştir.Dış ticaret hacmimizdeki artışa rağmen döviz girdisi açığının %157 oranında artması ekonomimizi kan kaybına uğratan gelişmeleri içerisinde barındırmaktadır.
Uğruna yüzlerce milyar dolar zarara katlandığımız Gümrük Birliği anlaşmamızın stratejik hedeflerimizle ne kadar uyumlu olduğunu yeniden tartışmak gerekir.2001 yılı içerisinde ve şimdi yaşadığımız büyük bunalım dış ticarette sadece AB ülkelerine bağımlı kalmanın ne kadar riskli olduğunu göstermektedir. Bu bağımlı ilişkinin ekonomik sonuçlarının yan sıra siyasi sonuçlarının bulunmadığını düşünmek olanaksız değil mi? İşte Ermeni Açılımı, Kürt Açılımı, Azınlıklar konusunda verilen ve verilmesi beklenen tavizler ortada.
Yeni bir dünya şekilleniyor...Yeni Dünya, her zaman olduğu gibi ekonomik bir altyapı üzerine yükselecek... Bugüne kadar Küreselleşme dalgası adı altında bizlere dayatılan muazzam haksızlıklar , Batı'nın kapitalizme yeni bir ekonomik görünümü giydirme çabalarında en önemli yardımcıları oldu. Artık uyanmamız gerek... Fakirleştikçe haksızlığa daha çok uğruyoruz... Ve bu saatten sonra yozlaşmış siyasi ilişkilerden bir umut beklemek , idam mahkumunun celladına aşık olması gibi travmatik bir hali betimliyor.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::